Ormanın kenarında, güneşli bir yerde küçük bir tavşan yaşardı. Onun adı Mavi idi ve gözbebekleri kadar parlak, kuyruğu kadar zeki bir hayvandı. Mavi, küçük ve parlak fındıkları toplamayı çok seviyordu; her sabah erkenden uyandır ve dolu bir cesede ulaşmak için ormanı geçerdi. “Bir ceset daha, bir ceset daha!” diye mırıldanırdı ve yeraltı yuvasını doldururken her topladığı fındıkla mutluydu. Arkadaşı Sedef, ustalıkla çalılıkta ve kayalarda arama yapardı ve Mavi, onun hikâyesini okuduğu «İki Kardeş Tavşanın Sırrı» adlı hikâyeyi iki kardeş tavşan hatırlardı.
Bir gün, çayırlıkta Mavi, eski bir çam ağacının dibinde parlayan altın sarısı bir fındık fark etti. Kalbinde sevinç coştu; bu sefer bulunduğu fındık her zamankinden daha parlaktı. “Bu muhtemelen başlangıç,” diye düşündü ve cesedeki her küçük boşluğu doldurmak için koyun oymağa başladı. “Daha fazlası mutluluk getirir,” diye mırıldandı. Akşamüstü olunca, Mavi cesedini koca bir ambar dolusu parlak fındıkla doldurmuştu ve bu, şimdiye kadar hissettiği en büyük mutluluk gibi geliyordu.
Bir gece, şiddetli bir fırtına ormanı kasıp kavurmaya başladığında, Mavi’nin yuvası dağılmıştı. Herhangi bir fındık yoktu; ceset sade bir toprağa dönüşmüştü. Üzgün ve yalnız, Mavi eski ve bilge bir kaplumbağa olan Cankayayı buldu. Cankaya, yumuşak bir gyen üzerinde otururken, gölgesi dalgalar hâlinde hareket ediyordu. “Üzgünüm, arkadaş,” dedi Cankaya, “herkese kıtlık anları olur.” Sonra, Mavi’nin mutsuz yüzüne gülerek, şöyle devam etti: “Son zamanlarda okuduğum «Sabırlı Kaplumbağanın Büyük Yarışı» adlı bir hikâyeyi hatırlıyorum; tam olarak sabırlı kaplumbağa işte.” Hikâye, ısıran süslü bir yarışın ardından sabırlı kaplumbağanın yarışı nasıl kazandığını anlatıyordu.
“Neden çok sahip olmak istediğin bir şeyi kaybettiğinde bu kadar acı çektiğimi, dost?” diye sordu Cankaya, gözleri Mavi’nin gözbebeklerine dikilmişken. “İhtiyacın kadar sahip olduğunda gerçekte ne kadar mutlu olduğunu bilmiyorsun.” Sonra, bir mırçırtalaka dokunarak, kanaatkârlıkın ne demek olduğunu açıkladı: “İhtiyacın olan şeylere razı olmak, isteklerin için sürekli koşmamak; kendi cesedini beslemek, paylaşmak, yalnız olmaktır.” Mavi’nin kulakları hareket ediyordu ve kaplumbağanın ses tonu hafif bir övünmeyle bile yumuşak ve samimiydi: “İhtiyacın neyse, o mutlu edici; ihtiyacından fazla isteğin, kuyruğunu kırar.”
Aniden Mavi, hikâyeyi anlamıştı. Yeni bir karar aldı; yuvasını tekrar kurmaya başladı ve sadece birkaç tane parlak fındık topladı. Fındıkları geri getirdiği zamandan beri ilk kez barış ve umut duygusunu hissetti. Sonra, sıkıntılı bir şekilde tek bir çayırda yürürken, bir yavru tavşanı bir rüzgârının esintisiyle yuvasından kovulmuştu. Mavi, arkadaşı Sedef’i birdenbire duydu; bir süredir sessizdi. “Bize katıl, Sedef; bir yerlere kaybolmuş bir bebek tavşanı buldum. Bir kovuğa ihtiyacı var,” diye söyledi. Cankaya’nın halisane tavsiyesini uygulayarak, Mavi, yavru tavşana bahçesinin derinliklerinde saklanmasını öğretti ve birkaç tane son fındığını da yavru tavşana verdi. “Senin için yeterlidir,” diye mırıldandı.
Akşama doğru Mavi çayırlıkta bir araya geldi ve birlikte bir küçük yuva yaptılar. Dışarıda, bitkiler, yapraklar ve küçük hayvanlar bir oyunda kucaklaşıyor gibi ötüşüyordu. Kendi cesedini paylaşan Mavi, altın fındıklar yerine yuvanın ve arkadaşlığın kendisine öncekinden daha parlak olduğunu anlamıştı. Şafak oluyordu ve yıldızlar hafif bir ışıltıyla parlıyordu; Mavi’nin yuvası şimdiye kadar böyle huzurluydu.
İlerleyen günlerde, Mavi, altın fındık alışkanlığını paylaşmak ve sürdürmek isteyen diğer tavşanlarla zaman geçirdi. Koca bir cesedeki her fındığın bir yuva dolusu mutluluk anlamına gelmediğini, ancak basit şeyleri savunmanın cesaretini gösterdiğini anlattı. İnsanlar, Mavi’yi dinlerken, şehrin derinliklerinde konuşlandırılmış büyük bir cesetten bahsederken, bir kar tanesinin boyutuna koşmaya çalıştıklarını anladılar.
Sabahları her zaman kelebekleri takip ederek uyanan cırcır böceği Özkan, elinde bir fındık ve hafif bir kanat takarak Mavi’ye bir kez daha geldi. “Kardeşim, umut ne bulduğuna bağlı değil, ne verdiğine bağlı,” diye mırıldandı. Mavi, gözlerini kırpıştırdı ve sırtını birdenbire şafağa bakan koca bir kaplumbağa gibi çevirdi: “İhtiyacım kadar, mutluluğum kadar – bu bir zarafet, dost, bu bir kanaatkârlık hikâyesi; ihtiyacın kadar sahip olmak, mutlu olmak.” Sonra, keskin bir ışıkla önüne gelen serçe olan Ceylan ile bir görüşme gerçekleştirdi ve serçe, kıvılcım gibi uçarak umut dolu bir öykü başlattı; bu hikâye, kış uykusu öncesi hazırlıklarının öyküsüydü; serçe “Yaralı Serçeye Yardım Eden Tavşan» adlı diğer bir hikâyeyi okumuştum; kısa bir süreliğine yaralı serçe düşüncesini anlattı. “İstediğin kadar mutlu olmak için yardım etmek gerek,” diye mırıldandı.
Çocukluğunu oyun oynayarak büyüttüğüm orman, bir zamanlar Mavi’nin parlak fındık aramalarında zengin bir yerdi; şimdi ise farklı bir renkle yaşamını yaşıyordu. Çayırlık, deniz gibi karanlık oluyordu ve geceyle birlikte, Mavi bir kelebeğin gölgesine basit bir yuvasının üzerinde sallanarak uyuduğunu hayal etti. “Her geceyi mutlu bir şekilde geçireceğim,” diye mırıldandı. Yuvasının kapakları açılıyor gibiydi, çünkü Cankaya’nın akıllıca öğrettiği bir şey aklında vardı: İhtiyacın kadar sahip olmak, kuyruğun daima mutlu olur.
Derken ormanın derinliklerinde mutlu bir şekilde uyanan bu küçük tavşanın hikâyesi, «İhtiyacım Kadar, Mutluluğum Kadar» adlı bir hikâye oldu. Bu hikâye, akşamüstü sakin olduğunda kendisiyle konuşan yaratıklara ilham verdi: bir sibop birliği bir araya geldi ve bulutlarla konuşarak mutlu bir yolculuğa başladı. Ve, asıl mutluluğun derin ve sessiz bir an olarak, çayırlıkta, bir gölge altındaki küçük tavşanın yatağında, hafif bir ışıltı hâlinde, cinselliğini paylaşmak isteyen bir çift tavşanın rengini değiştiren hafif bir ışık hâlinde olarak devam etti. Bu hikâyenin sonu, bir öğrenmenin ve bir yaşam tarzının sonu olarak değil, bir başlangıç olarak devam etti; bir aslanın bile Lütfen Diyene Aslan adlı meşhur hikâyesini hatırlaması ve bir gizemli gülümseme sergilemesiyle devam etti ve bunu bir çınar ağacı arasından yapıyordu, çınar ağacı Lütfen Diyene Aslan hikâyesini, çınar ağacı Lütfen Diyene Aslan hikâyesini anlamlandırmıştı ve çınar ağacı Lütfen Diyene Aslan hikâyesini bir kez daha anlattı. Ormanın kalbi, ihtiyacın kadar sahip olmak, mutluluğun özünü yaşamak, kanatları sürekli çırpıştırmak için bir su birikintisi ve bir güzel mutlu bir uyku hâlinde devam etti.