Pofuduk Tavşan ve Yaralı Cıvıl
Ormanın derinliklerinde, sabahları kuşların şarkılarıyla uyanan yemyeşil bir açıklık vardı.
Güneş, ağaçların arasından süzülüp çimenlerin üzerine altın renkli ışıklar bırakır; yaprakların arasından geçen hafif rüzgâr, ormanın her köşesine tatlı bir serinlik taşırdı.
Bu güzel ormanda Pofuduk adında sevimli bir tavşan yaşardı.
Pofuduk, ormandaki bütün hayvanlar tarafından çok sevilirdi. Çünkü o, yalnızca neşeli ve hareketli bir tavşan değildi. Zor durumda kalan bir canlı gördüğünde yardım etmek için elinden geleni yapan, merhametli ve dikkatli biriydi.
Bir sabah Pofuduk, ormanda dolaşırken çalıların arasından garip bir ses duydu.
İncecik, titrek bir sesti bu.
Pofuduk kulaklarını dikti.
Ses yeniden geldi.
Pofuduk hemen sesin geldiği yere doğru ilerledi. Çalıların arasında küçük bir serçe gördü.
Serçe yerde yatıyor, kanatlarından birini hareket ettirmeye çalışıyordu. Ancak her kıpırdadığında canı yanıyor, korkuyla titriyordu.
Pofuduk yavaşça yanına yaklaştı.
Serçenin kanadında küçük bir yara vardı. Tüylerinin arasında birkaç damla kan görülüyordu.
Pofuduk, serçeyi ürkütmemek için olduğu yerde durdu.
— Korkma küçük dostum, sana yardım edeceğim.
Serçe başını kaldırdı. Gözlerinde korku vardı ama Pofuduk’un sakinliğini görünce biraz olsun rahatladı.
Pofuduk hemen ormandaki dostlarından yardım istemeye karar verdi.
İlk olarak Fındıkdede Sincap‘ın yanına koştu.
Fındıkdede, ormanda yaşayan en yaşlı hayvanlardan biriydi. Özellikle bitkiler ve şifalı otlar konusunda çok bilgiliydi.
Pofuduk olanları anlatınca Fındıkdede hiç vakit kaybetmeden onunla birlikte serçenin yanına geldi.
Yaşlı sincap, yarayı dikkatlice inceledi.
— Merak etmeyin, dedi. Yarası çok derin değil. Ama biraz dinlenmesi ve kanadını kullanmaması gerekiyor.
Fındıkdede çevredeki bazı şifalı yapraklardan topladı. Bunları ezerek yarayı temizlemek için hazırladı.
Tam o sırada yukarıdaki ağaçlardan bir ses duyuldu.
Bu, Bilgekanat Baykuş‘tu.
Bilgekanat, ormanın en sakin ve bilgili canlılarından biriydi. Olanları görünce hemen aşağıya indi.
Serçenin kanadını dikkatlice inceledi ve Fındıkdede’nin söylediklerini doğruladı.
Serçenin birkaç gün dinlenmesi gerektiğini söyledi.
Pofuduk, Cıvıl’ın başından ayrılmamaya karar verdi.
Evet, artık küçük serçenin adı da belli olmuştu:
Cıvıl.
Cıvıl birkaç gün boyunca Pofuduk’un yanında dinlendi.
Fındıkdede ona şifalı otlardan hazırladığı bakımları yaptı. Bilgekanat her gün gelip kanadını kontrol etti.
Ama yardım eden yalnızca onlar değildi.
Ormandaki Minikler, yani çalışkan karıncalar, Cıvıl’ın rahatça dinlenebilmesi için küçük bir yuva hazırladılar.
Dikenler, yani kirpi ailesi de çevredeki dikenleri ve kuru dalları temizledi. Böylece Cıvıl’ın bulunduğu yer daha güvenli hâle geldi.
Ormandaki herkes küçük serçenin iyileşmesini bekliyordu.
Günler geçti.
Cıvıl’ın yarası yavaş yavaş iyileşmeye başladı.
Önce kanadını hafifçe oynatabildi.
Sonra küçük bir sıçrayış yaptı.
Birkaç gün sonra ise kısa mesafelerde uçmayı denemeye başladı.
Pofuduk her uçuşunda onunla birlikte seviniyordu.
Bir sabah Cıvıl ilk kez yakındaki bir dala kondu.
Pofuduk aşağıdan ona baktı.
Cıvıl başını yana eğdi ve neşeyle öttü.
Artık iyileşiyordu.
Fakat tam her şey yoluna girmişken ormanda beklenmedik bir olay yaşandı.
O gün öğleden sonra gökyüzü birden karardı.
Rüzgâr hızlandı.
Ağaçların dalları sağa sola savrulmaya başladı.
Kuşlar yuvalarına döndü. Küçük hayvanlar güvenli yerlere saklandı.
Pofuduk ise hemen Cıvıl’ın bulunduğu yuvayı düşündü.
Yuva, yaşlı bir ağacın yüksek dallarından birindeydi.
Pofuduk ağaca doğru koştu.
Tam o sırada büyük bir dal şiddetli rüzgârın etkisiyle çatırdadı.
Cıvıl korkuyla kanatlarını açtı.
Ama henüz tamamen güçlenmemişti.
Pofuduk ağacın altından ona seslenerek güvenli bir yere gelmesini istedi.
Cıvıl uçmaya çalıştı.
Bir an havada dengesi bozuldu.
Tam yere düşecekken Pofuduk onu yakalayabileceği bir yere doğru sıçradı.
Aynı anda Fındıkdede, Bilgekanat, Minikler ve Dikenler de yardıma koştu.
Karıncalar yere düşen küçük dalları temizledi.
Kirpiler güvenli bir yol açtı.
Fındıkdede Cıvıl’ın yaralanıp yaralanmadığını kontrol etti.
Bilgekanat ise yüksekten etrafı gözetledi.
Herkes elinden geleni yapıyordu.
Sonunda Cıvıl güvenli bir yere ulaştı.
Bir süre sonra fırtına dindi.
Gökyüzündeki kara bulutların arasından güneş yeniden göründü.
Orman tekrar sessizliğe kavuştu.
Cıvıl, Pofuduk’un yanına geldi.
Küçük serçe bu kez korkmadan kanatlarını açtı.
Bir kez çırptı.
Sonra bir kez daha.
Ve havalandı!
Önce Pofuduk’un çevresinde küçük bir tur attı.
Sonra biraz daha yükseldi.
Ardından ormanın üzerinde özgürce uçmaya başladı.
Pofuduk büyük bir mutlulukla onu izliyordu.
Cıvıl artık tamamen iyileşmişti.
O günden sonra Cıvıl, her sabah Pofuduk’u ziyaret etmeye başladı.
Birlikte ormanda dolaşıyor, bazen dere kenarında dinleniyor, bazen de ağaçların altında oyun oynuyorlardı.
Fındıkdede onları uzaktan izleyip gülümsüyor, Bilgekanat yüksek bir daldan ormanı gözlüyordu.
Minikler her zamanki gibi çalışıyor, Dikenler ise yavrularını koruyordu.
Fakat bütün ormanın öğrendiği çok daha önemli bir şey vardı.
O gün Pofuduk tek başına bir serçeyi kurtarmamıştı.
Pofuduk ilk yardım elini uzatmış, diğer hayvanlar da onun yardımına katılmıştı.
Böylece küçük bir iyilik, kocaman bir dayanışmaya dönüşmüştü.
Ormandaki hayvanlar artık zor durumda kalan hiçbir canlıyı yalnız bırakmamaya karar verdiler.
Çünkü anlamışlardı ki bazen küçücük bir yardım bile büyük bir umut olabilirdi.
Bir damla su…
Bir yaprak…
Güvenli bir yuva…
Dostça uzatılan bir pati…
Ya da yalnızca korkmuş bir canlının yanında sessizce beklemek…
Bunların hepsi çok değerliydi.
Cıvıl da bunu hiç unutmadı.
Her bahar geldiğinde ormana geri döndü. İlk olarak Pofuduk’u buldu ve onun etrafında neşeyle uçtu.
Pofuduk ise her defasında aynı mutlulukla onu izledi.
Ve ormanda yaşayan bütün yavru hayvanlara bu hikâye anlatıldı.
Pofuduk’un ve Cıvıl’ın hikâyesi…
Bu hikâye, yıllar boyunca ormanda dilden dile dolaştı.
Her anlatıldığında da aynı cümleyle sona erdi:
“İyilik küçücük bir kalpten doğabilir; ama paylaşıldığında bütün ormanı aydınlatabilir.”