Lütfen Diyen Aslan

Lütfen Diyen Aslan

Güneşin altın rengi ışıklarının her sabah rengarenk çiçeklerin üzerine düştüğü, ağaçların şarkı söylediği ve nehirlerin gümüş gibi parladığı Gökkuşağı Ormanı vardı. Bu orman, dünyanın en mutlu yerlerinden biriydi çünkü burada yaşayan tüm hayvanlar birbirine sevgiyle yaklaşırdı. Ancak ormanın derinliklerinde, kocaman yeleleri ve güçlü sesiyle tanınan Aslan Leo yaşardı. Leo, ormanın kralıydı ama bir sorunu vardı; istemediği her şeye kükrer, istediği her şeyi ise emir vererek almaya çalışırdı.

iyi davranış masalı

Leo’nun sesi o kadar güçlüydü ki, bir kez bağırdığında uzaklardaki meyve ağaçlarının yaprakları bile titrerdi. Diğer hayvanlar Leo’dan çok korkarlardı. Leo, “Bana hemen taze meyveler getirin!” diye kükrediğinde, maymunlar korkudan dalların arasına saklanır, zürafalar boyunlarını büküp hızla uzaklaşırlardı. Leo, herkesin ona itaat etmesini normal buluyordu. Ancak kalbinin derinliklerinde, diğer hayvanların onunla gerçekten arkadaş olmak istemediğini hissediyordu.

Bir gün Leo, ormanın en bilge hayvanı olan Bay Baykuş’un yanına gitti. Bay Baykuş, gümüş rengi tüyleri ve kocaman gözlükleriyle eski bir meşe ağacının kovuğunda yaşardı. Leo, her zamanki gibi kükreyerek, “Hey Bay Baykuş! Bana neden kimsenin benimle oyun oynamadığını söyle!” dedi. Bay Baykuş, sakince gözlüklerini düzeltti ve Leo’ya bakarak hafifçe gülümsedi.

“Sevgili Leo,” dedi Bay Baykuş yumuşak bir sesle. “Sen çok güçlü ve heybetli bir aslansın. Ancak güç, sadece kükremekle değil, kalpleri kazanmakla olur. İnsanların ve hayvanların kalbine giden yol, sihirli kelimelerden geçer. Eğer bu kelimeleri öğrenirsen, ormandaki herkesin sana sevgiyle bakmaya başladığını göreceksin.” Leo şaşırmıştı. Sihirli kelimeler diye bir şey olduğunu ilk kez duyuyordu.

“Sihirli kelimeler mi? Nerede bulabilirim onları?” diye sordu Leo. Bu sefer sesi biraz daha alçaktı. Bay Baykuş, kanadıyla ormanın öbür ucundaki Kristal Dere’yi işaret etti. “Bu kelimeler bir kitapta yazmaz Leo. Onlar, karşına çıkan canlılara nasıl davrandığında ortaya çıkar. Sana ilk ipucunu vereyim; ‘lütfen’ kelimesi, kapalı kapıları açan altın bir anahtardır. Yarın sabah uyandığında, isteklerini söylerken bu anahtarı kullanmayı dene,” dedi.

Ertesi sabah Leo, güneşin ilk ışıklarıyla uyandı. Karnı çok acıkmıştı ve canı sulu, kırmızı orman çilekleri çekiyordu. Normalde olsa, “Çilekleri getirin!” diye kükrer ve herkesi korkuturdu. Ama Bay Baykuş’un söyledikleri aklına geldi. Yavaşça yürüyerek Sincap Çitçit’in yanına gitti. Çitçit, kollarında kocaman bir çilek sepeti taşıyordu. Leo, derin bir nefes aldı ve sesini olabildiğince yumuşatarak, “Çitçit, lütfen bana birkaç çilek verebilir misin?” dedi.

Sincap Çitçit, duyduklarına inanamayarak duraksadı. Önce kulaklarını dikti, sonra Leo’nun gözlerine baktı. Leo’nun bakışlarında ilk kez bir nezaket vardı. Çitçit, hayatında ilk kez bir aslandan “lütfen” kelimesini duyduğu için çok mutlu oldu. Sevinçle zıplayarak, “Tabii ki Leo! Senin gibi nazik bir krala çileklerimi seve seve veririm,” dedi ve sepetindeki en büyük, en kırmızı çilekleri Leo’nun önüne serdi.

Leo, çilekleri yerken kendini hiç olmadığı kadar mutlu hissetti. Sadece karnı doymamış, aynı zamanda içi de ısınmıştı. Kükrediğinde kimse ona gülümsememişti ama “lütfen” dediğinde Çitçit ona sevgiyle bakmıştı. Leo, bu sihirli kelimenin gerçekten işe yaradığını anlamıştı. O gün boyunca ormanda dolaşırken herkese nezaketle yaklaştı. Zürafa Zara’dan yüksek dallardaki yaprakları toplamasını “lütfen” diyerek istediğinde, Zara ona en taze yaprakları getirdi.

Ancak Leo’nun öğrenmesi gereken başka şeyler de vardı. Bir gün yürüyüş yaparken, yanlışlıkla Fil Fifi’nin üzerine bastı. Fifi, büyük bir gürültüyle bağırdı ve canı yandı. Leo, eski alışkanlığıyla, “Önüne baksaydın!” diye çıkışmak üzereydi. Ama aniden durdu ve Bay Baykuş’un bilge yüzü gözünün önüne geldi. Leo, başını eğdi ve yumuşak bir sesle, “Özür dilerim Fifi, gerçekten istemeden yaptım. Canın çok yandı mı?” diye sordu.

Fil Fifi, şaşkınlıktan hortumunu havaya kaldırdı. Bir aslanın özür dilediğini görmek, ormanda nadir rastlanan bir olaydı. Fifi, Leo’nun samimiyetini hissetti ve hortumuyla Leo’nun omzuna hafifçe dokundu. “Önemli değil Leo, özür dilediğin için teşekkür ederim. Artık daha dikkatli olursan sorun yok,” dedi. Leo, özür dilemenin, kırılan kalpleri onaran bir merhem gibi olduğunu fark etti.

Günler geçtikçe Leo, iyi davranış masalı gibi anlatılacak bir hayat yaşamaya başladı. Artık ormanda kükremeler değil, gülüşmeler yankılanıyordu. Leo, arkadaşlarına yardım etmeyi, onları dinlemeyi ve onlara saygı göstermeyi öğrenmişti. Artık herkes onunla oyun oynamak istiyordu. Bir akşam, orman sakinleri büyük bir şölen düzenlemeye karar verdi. Herkes en sevdiği yemeği getirecekti ve hep birlikte şarkılar söyleyeceklerdi.

Leo, şölen için neler yapabileceğini düşündü. Eskiden olsa, “Bana en güzel müzikleri hazırlayın!” diye emrederdi. Ama şimdi farklı bir yol izledi. Gizlice ormandaki tüm çiçekleri topladı ve şölen alanını rengarenk süsledi. Ayrıca her hayvan için özel sürprizler hazırladı. Şölen başladığında, hayvanlar Leo’nun hazırladığı süslemeleri görünce hayran kaldılar. Leo’ya, “Bunu bizim için sen mi yaptın?” diye sorduklarında, Leo mütevazı bir şekilde, “Siz benim dostlarımsınız, bunu yapmak beni mutlu etti,” dedi.

O gece, ay ışığı altında tüm orman sakinleri el ele tutuştu. Bay Baykuş, ağacının dalından onları izlerken gururla gülümsüyordu. Leo, artık sadece gücüyle değil, nezaketiyle tanınan gerçek bir kral olmuştu. Ormandaki küçük tavşanlar, Leo’nun yelelerinin arasında saklambaç oynuyor, kuşlar onun omzuna konup şarkılar söylüyordu. Leo, kükremenin sadece korkutmaya yaradığını, ancak tatlı dilin ve saygının kalıcı dostluklar kurduğunu anlamıştı.

Bir gün ormana uzak diyarlardan gelen yabancı bir kaplan geldi. Kaplan, çok kibirliydi ve herkese emirler yağdırıyordu. Ormandaki hayvanlar önce korktular ve eski günlerdeki gibi saklanmaya başladılar. Leo, hemen öne çıktı. Kaplan’a bağırmadı ya da ona saldırmadı. Sadece sakin bir sesle, “Merhaba sevgili dostum, buraya hoş geldin. Biz burada birbirimize nezaketle hitap ederiz. Eğer bizimle kalmak istersen, lütfen arkadaşlarına karşı daha yumuşak konuş,” dedi.

Kibirli kaplan, ilk başta Leo ile dalga geçmek istedi. Ancak Leo’nun gözlerindeki huzuru ve etrafındaki hayvanların ona olan sevgisini görünce duraksadı. Leo’nun bu sakin ve saygılı duruşu, kaplanın içindeki öfkeyi dindirmişti. Kaplan, ilk kez birinin ona karşı hem güçlü hem de nazik olduğunu gördü. Yavaşça başını eğdi ve “Ben… ben sadece nasıl arkadaş olunacağını bilmiyordum. Lütfen bana da öğretir misin?” diye fısıldadı.

Leo, kaplanın elini tuttu ve onu ormanın derinliklerine, dostlarının yanına götürdü. Artık ormanda sadece Leo değil, yeni gelen dostları da nezaket kurallarını öğreniyordu. Her sabah “Günaydın”, her istekte “Lütfen”, her hatada “Özür dilerim” ve her yardımda “Teşekkür ederim” kelimeleri ormanın havasına karışıyordu. Gökkuşağı Ormanı, artık sadece renkleriyle değil, içindeki sevgiyle de dünyanın en güzel yeri haline gelmişti.

Leo, her gece yıldızlara bakarken Bay Baykuş’a teşekkür etti. Çünkü biliyordu ki, gerçek liderlik başkalarını yönetmek değil, başkalarına sevgiyle yol göstermekti. Artık kükremek yerine şarkı söyleyen, emirler vermek yerine yardımlaşmayı seçen mutlu bir aslandı. Ormandaki tüm canlılar, nezaketin en büyük güç olduğunu anlamışlardı. Ve böylece, Gökkuşağı Ormanı’nda sevgi, saygı ve dostluk sonsuza kadar devam etti.

Bir yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Masallar

İki Kirpinin Sonsuz Dostluğu

İki Kirpinin Sonsuz Dostluğu Günlerin geceyle değiştiği o büyük meşede, yuva kenarındaki çalılar tıpkı yeşil tülbentler…

Masalı oku →

Saat Kulesindeki Kayıp Dakikalar

Gümüş Şehir'in en yüksek tepesinde, gökyüzüne uzanan devasa bir saat kulesi yükselirdi. Bu kulenin içindeki dişliler…

Masalı oku →

Erken Kalkan Horozun Sürprizi

Güneşin henüz uykudan uyanmadığı, gökyüzünün lacivert bir pelerin gibi yeryüzünü örttüğü şirin bir köy vardı. Bu…

Masalı oku →